Çocuğun İstismara Uğrama Riskini Artırabilecek Birkaç Neden

Ailede gücün kötüye kullanımı: Çocuğun sınırlarına saygı duyulmayan, çocuğun buyurganlıka, yönergelerle bastırıldığı, cezalandırıldığı ailelerde, ana-babalık konumundan ve yaş farkından gelen güç kötüye kullanılıyor. Bu ailede büyüyen çocuk için güç sahibi olmak veya güç sahibine yaranmak, hayatta kalmak için kritik. Çocuğa saygı duymama ve onu domine etme… Bunlardan çocuğun çıkardığı iki ders: “ilişkilerde normal olan budur”, “ya güç sahibi ol ya da iyi bir itaatlar ol.. bu sayede ezilme”. Bu ders ile birlikte çocuk ya kendisi istismar etmeye açık, ya da istismar edilmeye açık büyüyor.

Görülmemiş çocuğun görülme arzusu: Çocuğun ana-babasının bir uzantısı gibi görüldüğü, gerçek kendiliğinin tanınmadığı, anlaşılmadığı evde, çocuk görülme arzusu ile büyüyor. Burada, hayatında gitara ilgi göstermemiş çocuğa zorla gitar alınmasından, çocuğun duygularının, yaşantılarının fark edilmemesine kadar konuştuk. Yani, “senin bu aralar … anlarında endişelendiğini, ve o anlarda biraz öfkelendiğini fark ettim” demek ile, “ne bu öfken bu aralar?” demek arasındaki farkta yatan dikkat, farkındalık, merak… “Seni anlıyorum çünkü küçükken ben de bunu yaşardım” ın ötesinde – “ben bunu hiç yaşamasam da seni görmeye/duymaya/tanımaya çalışıyorum” diyen bir yaklaşım. Görülmüş hissetmeyen çocuk, görülmeye hasret. Onu koşulsuzca anlayacak, ona ilgi gösterecek, tanımaya çalışacak kişi bir istismarcıysa da, çocuk buna muhtaç.

Bedeniyle bağlantısı zayıflamış çocuk: ağzına zorla yemek tıkılmış, şiddet görmüş (hafifçe eline bile olsa), istemediği halde gıdıklanmış, beklenmedik fiziksel şakalar yapılmış, sarsılmış, bedenine özensiz davranılmış çocuğun, daha fazla rahatsızlık hissetmemek için, zamanla beden duyumlarını, hislerini susturmaya başlaması. Bunun sonucunda, istismara uğradığı zaman da rahatsızlık hissedememesi veya adını koyamaması. “Yok bir şey, geçti, ağlama” komutlarıyla, zor anlarda “histen koparak” baş etmeye alışması, bedeniyle bağlantısı zayıf büyümesi.

Ve dahası…

Üzerinde düşünmeniz ve bir farkındalık yaratması dileğiyle paylaşıyorum.

YAZAR

Pelin Kılıç Ulutaşlı, M.A.

Pelin Ulutaşlı, M.A.
Uzman Psikolog & Psikoterapist