Korona Günleri: Ortak Travmamız

Korkunun tesiri hepimizde farklı olabilir. Evde kalma fikri bazılarımızı tutsak gibi hissettiriyor olabilir. Ev herkes için güvenli bir yer olmayabilir (algılanan haliyle de, gerçekten de). Bazılarımızın karantina kelimesini duyduğu an göğsü daralıyor olabilir. Kimimiz virüsle ilgili öğrenebileceği her şeyi öğrenmeye çalışarak rahatlıyordur. Kimimiz dinlemeye katlanamıyordur. Hepimiz bildiğimiz en iyi şekilde yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz.

Hayat öykülerimize ortak bir korku, bir sıkıntı eklendi. Kimimiz için büyük, kimimiz için ufak bir travma. Bu tünelden çıktığımızda, bazılarımız, evinde yiyecek stoklama ihtiyacı olanları, oturduğu masayı kolonyalı mendille silme ihtiyacı olanları daha iyi anlayacağız. Bu ihtiyacın nereden geldiğini bileceğiz. Bunların kaynağı bizim anı kayıtlarımızda da olacak. “Kaygılı, güvensiz” deyip geçmemeye başlayacağız birbirimiz hakkında. “Nereden geliyor acaba bu kaygısı.. bu kaygı onu ne zaman, neyden korudu..” – bunları sormayı bileceğiz. Bazen insanın kendi öyküsünde, bazen tanıklık ettiği diğer öykülerden ona kalanlarda, veya ondan önceki nesillerde, bir yerlerde bu kaygının bir anlamı olduğunun farkında olacağız. Bugün salgından olumsuz etkilenen bir çocuğun, gelecekte kendi çocuğu parkta elini ağzına götürdüğünde hissettiği öfkenin izini sürüp varabileceğiz bugünkü çocukluk kaygısına. Kendini kötü bir anne/baba olarak tanımlayacağına, zamanında hayatta kalmak için ne yapması gerektiğini düşündüyse onu yapmış, onu bir baş etme yolu olarak öğrenmiş, yaşamını sürdürmeye çalışan normal bir insan olduğunu görmesine yardım edeceğiz. Yargılamadan, dışlamadan, asıl yara neredeyse onu bulmaya uğraşacağız, umarım.

Bir çocuğun beğendiği oyuncağı kucağında sıkı sıkı tutmasındaki, bırakırsa elinden kaçıracağından korkmasındaki “dünyaya güvenmeme hali”nin geldiği bir yer var. O yerden bakınca çocuğun bu hareketi, yapabileceği en mantıklı şey. Neresi orası? O yer bu çocuğa neler öğretti/öğretiyor? Bunu sorabileceğiz umarım.

Ortak sıkıntımızdan yola çıkarak izini sürmeyi öğreneceğimiz her şey, bize ortak bir sıkıntımız olmadan da sürülecek izler olduğunu öğretecek, umarım.

YAZAR

Pelin Kılıç Ulutaşlı, M.A.

Pelin Ulutaşlı, M.A.
Uzman Psikolog & Psikoterapist